Karakter Oluşumunda Sürü Psikolojisinin Etkisi

Yazılarım

İnsanlık olarak bir yol ayrımındayız; büyülenenler, büyülendiğinden rahatsız olmayanlar ve büyülenmeyenler diye, büyülenenler üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu düşünmüyorum, sürü psikolojisi olarak herkes ne yapıyorsa yapmaktan son derece mutluluk duyuyorlar (eğitim, gereksiz sosyal medya kullanımı, televizyon, avm gezileri, düğünlerdeki gereksiz masraflar, kısacası toplum nezdinde normal olan birçok şey)… özellikle sosyal medyada bunlar içerisinde whatsapp dahil olmak üzere paylaşılanlar/paylaşanlar kişilerin psikolojileri üzerinden yaptıkları tahribatları görmemede oldukça ısrarcı durmaktalar. İnsanı tamamen tüketen (gezen veya gezmeye teşvik eden) gezdikleri yerleri teşhir eden bir kişiliğe büründüklerini ve rehberinde (sosyal medya ağında) bulunan kişilerde bu kişiliğe büründüklerinin farkında değiller… çok daha kötüsü ise farkında olupta nefsime yenik düştüm cümlesinin arkasında olanların vebali çok daha ağır olsa gerek…

Büyülenmekten rahatsız olmayanların durumu ise; bunun olumlu olabilecek bir tarafı olmamakla birlikte sanki, kişiliklerin etkilenmesinde çok daha büyük tahribatlara neden olmakta. Yapılan şeyin yanlış olduğunun farkında fakat bir türlü sürüden de kopmak istemiyor. Evet geçmişte yapılan hatalar illaki olabilir, yanlış ortamda, yanlış kişilerle bulunulmuş olabilir fakat bu yanlışlarda dönüldüğü (dönüldüğü düşündüğü) zamanda arkadaş çevresinde değişiklik minimum seviyede tutuluyorsa sanki buradaki değişim samimiyetini gözden geçirmemiz gerekmekte, 99 kişiyi öldüren adamın hadisinde çevresinin tamamen değiştirmesinin olduğu tavsiye ediliyor, acaba bu bize güzel bir örnek olabilecek mi? Bizde çevremizi (sosyal medya da takip ettiklerimiz çevremizdir, rehberinde bulunan resimlerin (durumların) görülmesi çevremizi simgeler) ne kadar değiştirdik, bu yolda ne kadar samimiyiz… yol ayrımına girdik derken, önceki olan yolumuza kimlik kazandırarak verdiğimiz tahribattan ne kadar rahatsızlık duyuyoruz. Adam geçmişinden bir şey hatırlamaması için tamamen çevresini değiştirmesi tavsiye edilmiştir. Biz ise onları hala anı olarak biriktirmeye devam edelim.

 

aynadan görünümü

Büyülenmeyenler ise; herkese ve her şeye rağmen toplumdan kendini soyutlamak gibi bir yanlışlığı da düşmemekte fakat topluma karışarak da kendi kişiliğinden ödün vermemekte. İnsanın hürriyeti olmalı, insanın rabbinden aldığı kulluğu kendi nefsine satmamalı (değiştirmemeli), evet dünyada yaşıyoruz dünyadan nasibimizi almayalım demiyorum ama biz o dünyadan nasip alınma olayını çok yanlış idrak ettik. Öyle bir nasiplenmeye yelteniyoruz ki ebedi aleme bir şey bırakmamaya niyetlendik gibi.

Evet böyle yaparsak yalnız olacağız, arkadaşlar bizi kabul etmeyecekler, geçmişte yaptıklarımızı bize hatırlatacak fakat unutmamız gerekir ki sağımızda ve solumuzda bulunan yazıcı melekleri geçmişte yaptıklarımızı kaydettiği gibi bundan sonraki yaşantımızı da kaydetmeye devam edecek, 99 adamı öldüren hadisin devamında yolda ölüyor, cehennem melekleri ve cennet meleklerindeki kısmını hatırlayalım, yaptıkları yanlışlıklardan gerçek manada bir pişmanlık duyduktan sonra arkasına bakmadan tövbesine ilerlemişti, baksaydı tövbesine bu kadar samimi olmayabilirdi… Allah niyetini halis gördü cennetini nasip etti..

İslam dini garip başladı ve sona ererken de garip bitecektir. Ne mutlu o gariplere ki Allaha verdikleri sözü tutmak için çabalamakta, kendi nefislerini ebedi alemin güzellikleri için mazeretler biriktirmeler… Rabbim senin için en sevdiğimden vazgeçtim diyebilenlerden eylesin….

Ebû Saîd Sa`d İbni Mâlik İbni Sinân el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Vaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu zât yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir râhibi gösterdiler.

Bu adam râhibe giderek:

- Doksan dokuz adam öldürdüm. Tövbe etsem kabul olur mu? Diye sordu.

 Râhip:

- Hayır, kabul olmaz, deyince onu da öldürdü. Böylece öldürdüğü adamların sayısını yüz’e tamamladı. Sonra yine yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir âlimi tavsiye ettiler. Onun yanına giderek:

- Yüz kişiyi öldürdüğünü söyledi; tövbesinin kabul olup olmayacağını sordu.

Âlim:

- Elbette kabul olur. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git. Orada Allah Teâlâ’ya ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi.

Adam, denilen yere gitmek üzere yola çıktı. Yarı yola varınca eceli yetti.

Rahmet melekleriyle azap melekleri o adamı kimin alıp götüreceği konusunda tartışmaya başladılar.

Rahmet melekleri:

- O adam tövbe ederek ve kalbiyle Allah’a yönelerek yola düştü, dediler.

Azap melekleri ise:

- O adam hayatında hiç iyilik yapmadı ki, dediler.

 Bu sırada insan kılığına girmiş bir melek çıkageldi. Melekler onu aralarında hakem tayin ettiler.

Hakem olan melek:

- Geldiği yerle gittiği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa, adam o tarafa aittir, dedi.

Melekler iki mesâfeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine onu rahmet melekleri alıp götürdü.

Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48